Mehmed Arif Bey anlatıyor:
Tarihini kat’i olarak tayin edemeyeceğim; bizim Rusya ile vukua gelen ve burada anlatmakta olduğumuz muharebeden biraz evvelce olmalıdır. Bütün Avrupa devletleri murahhaslarından mürekkep olarak (üyelerinden oluşarak) Cenevre’de toplanan bir kongreye (22 Ağustos 1864) Devlet-i Aliyye de murahhas göndermişti. O kongrede, savaş halinde tarafların insaniyete aykırı hallere tevessül etmemeleri ve bunun yasak edilmesi de karar altına alınmıştı. Mesela hastahanelere taarruz edilmeyecek, yaralı ve ölülere hürmet edilecek, hıristiyan devletlerin Salib-i Ahmer (Kızılhaç) ve Devlet-i Aliyye’nin Hilal-i Ahmer (Kızılay) işaretiyle çekecekleri sancakların bulunduğu yerler ve bu işareti taşıyan efrad (kişiler) emniyet altında olacaktı.
Kendisiyle harb etmekte olduğumuz düşman bu kararların hiç birisine riayet etmedi. Kars’ın muhasarası esnasında memleketi ve istihkâmları topa tuttuğu sırada hastahanelere de gülle attı.
Yine bu harbin ertesi günü düşmanın Salib-i Ahmer işaretiyle gönderdiği neferler, sahranın ötesinde berisinde kalmış olan cenazelerini toplamaya başlayınca, bizim de oralarda kalan bazı şehitlerimizi kaldırmak üzere Hilal-i Ahmer işaretiyle çıkardığımız efrada kurşun yağdırarak mani olmaya kalkıştılar. Bizim asker de mukabeleye davranınca, meydanı gören taşların arkasına yerleşmiş olan düşmanlar defolup gittiler. Bizimkiler de rahatça işlerini gördüler.
Kongrenin kararlarını icra ettirmek için devletler hep birden toplanıp da muhalif olan devleti söz ve fiille tehdid mi edecekler? Ne gezer, estağfirullahe’l-azîm! Bu gibi kongrelerden, konferanslardan sâdır olmuş nice kararlar, hem de böyle insaniyete ait değil, dünyanın rahat ve emniyetine, siyasetine ait pek çok kararlar, protokoller gördük, netice olarak şunu anladık ki:
Dünyada devletler arası kaide, zayıf olanların haksız oluşu, kuvvetlilerin haksız da olsalar mesul olmayışı, hatta kuvvetlinin haksızlığına birçok da yardımcı ve yaverler bulunmasından ibarettir! Hele zayıf olan taraf bir de müslümansa, din farklılığı ile Avrupalılardan ayrılmışsa, artık o tarafa Rabbim selamet versin demekten başka çare kalmaz.
Başımıza Gelenler, s.429-431.

0 yorum:
Yorum Gönder